25 Mayıs 2012

Elinde Arın Olsun, Yemen'den Arıcı Gelir!

Mayıs başında yağmur duası yapılmıştı burada. Neredeyse geleneksel bir hal almış diyebiliriz. Yağmur yağsın yağmasın her yıl düzenli olarak yapıyorlar, sağolsunlar:)
Neyse; o gün şöyle bir yağmur bulutu geldi  pıtır pıtır geçti gitti!
Hocanın duası bu kadarına mı yetti acaba?
Bir yerde de yağmur duası yapmışlar sel olmuş. Burada da hocanın duasının fazla geldiği düşünülebilir.
Tabii ki bunların hepsi hikaye! Allah dilediğini dilediği zaman verir; verdiğinin hayırlısını versin bizim için önemli olan o. 

Birkaç haftadır çok güzel yağış aldık. Ortalık neredeyse amazonlara döndü. Buğdaylar çiçek açmış tane tutmaya başlamıştı çok iyi geldi; ayçiçekler içinde durum süper olacak diye düşünüyorum.


En son gübre attığımızda geç çıkan tarlanın durumu böyleydi.

 Başka  bir tarla.
 Bir ay önceki fotoğraflar. Şimdi gidip bakmak lazım.

Son yazımı yazdıktan sonra arılarıma “talipler” çıktı. “Gelip ayağınızdan alalım” diye.
Benim böyle bir ihtimal yemin ediyorum aklımın ucundan geçmezdi.
Sağolsunlar teklifleriyle beni o kadar mutlu ettiler ki anlatamam!
Ama arı sayımın az olduğunu kendilerinin yol parasını çıkaracak kadar arı temin edemeyeceğimi belirttim. Yani attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değmeyecekti.
Zaten İbrahim abiye bir sözüm vardı ki 6 tanesini ona verdim; size bahsettiğim şekilde. Vaziyet öyle gerektirdi.
Ama şunu anladım ki elinde arın olsun yemenden arıcı gelir.


Nisan ayında katları vermiştim.Elimde kabarmış petek çok olunca bende kabarmış petek verdim.
 

 Mayıs başı petekler akarmaya başlamıştı. 

 Havalar o kadar sıcaktı ki ; ot yöntemiyle kovanları sıcaktan korumaya çalıştık:)

Katlı kovanlardan birinde oğul memesi görünce ,  bir şey yapmadım. Bu seferde kendi akarına bırakayım olmaz mı?
Hem eksilen arıları tamamlamam lazım. Yoksa sehpadaki boş yerlerine bakıp bakıp depresyona giriyorum.

 İlk oğulu 13 mayısta yakaladım. Güzel bir salkım yapmıştı. Ana kraliçe;  veliahtlar doğmadan kovanı terk etmiş!
 
Salkım dala değil de ağacın gövdesine  tutunmuştu. Bende salkımın etrafına bir bez dolayıp o şekilde kovanın içine silktim. ( bir parça oğul otunu da kovana atıyorum, hoşlarına gidiyor)

Dedim bundan sonra oğul vermez.
20 mayıs arı yeniden karışıyor. Ama konmak bilmiyor dönüyor dönüyor. Hemen bir kovan ve ballı petek getirdim. Arının bir kısmı girdi bir kısmı sehpanın bacaklarında, bir kısmı otların üstünde bir kısmı kovanın ağzında küçük küçük salkımlar. Her bir salkımı avuçlarımla içeri taşıdım ki bu sırada en az 6 tane ana arıyı ben bizzat gördüm. Arının neden konmak bilmediği ortaya çıktı! O kadar çok ana arı var ki hangisine itaat etseler bilemiyorlar.


Bende bu arada arıya müdahale etmeyerek iyi bir oğul tecrübesi yaşatıyorum kendime:) Oğulda bu kadar çok ana arı hiç görmemiştim. Demek olabiliyormuş!!! Bunlar sonraki günler kapı dışarı atılan analar.

Elinde yedek kovanının olmamasının nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? Sanmıyorum. Belki aptalca gelecek ama arıları vermenin en iyi tarafı elinizde boş kovan kalması oluyor.   6 boş kovanım var ve arıların 6 oğula kadar hakkı var:)

Çok zamandır yazmaya fırsatım olmadı; bu sabah yazmaya karar verdim ve arılarımın yanında yazayım dedim. Böylece temiz havada almış oluruz.
 
Bu bankı yeni yaptım. Birkaç tane daha yapacağım. Bahçenin her noktasında oturmak için bir yerim olmalı.
Dur bakayım arılar yine mi karışıyor?  Ben yeni yazmaya başlamışken olacak iş mi………?

Evet efendim;  aynı kovandan 3 oğulu az önce almış bulunmaktayım. Bu oğulda da 3 tane ana arı görüyorum.
Ben büyük konuşuyorum galiba! 6 oğula kadar hakkı var dedim; bu sayı 6 ya dayanacak gibi.
Yazmaya ara verip kovanı kontrol etsem iyi olacak galiba.

Bir  sürü meme bozdum. Pek çoğu cik cik peteklerin üstünde gezinmeye başladı. Nerden baksan 3-5 tane ananın sesi kulağıma geliyor. Maşallah diyorum ne kovan! Hala nüfus kalabalık. Bakalım beklemedeyiz 4. oğul çıkacak mı çıkmayacak mı?  Bana çıkacak gibi geliyor, hayırlısı.

Bir sabah kalktığımda bahçede gri bir tavşan gördüm. Hani insanı görünce de korkmuyor ama yanına gidince kaçıyor. O halde yabani olmadığı kesin. Daha sonra kahverengi bir tane daha gördüm. Komşuların tavşanı yok; o halde bu tavşanları bizim bahçeye atmışlar.
Evet evet; kedi köpek attıklarına çok şahit oldum da tavşan atıldığına ilk kez şahit oluyorum.
Demek ki birileri çocukları için tavşan aldı. Tavşan büyüyünce her tarafa çiş etmeye başladı. Çocuğun tavşanını kesip yemeyecek kadar da duygusal insanlardı. O yüzden kırsala yani bizim bahçeye salmayı en uygunu gördüler. Haklılar bizim ev mıknatıs gibi herkesi çekiyor:)



Tavşan günlerdir  bizim bahçede;kapının altından sokağa çıkıyor gidiyor dolaşıyor yine bizim bahçeye iniyor. Kedilerle iyi arkadaş oldu.
  

Kediyle birlikte arabanın altında yatıyorlar. 

Önceden kediler onu kovalıyordu şimdi o kedileri kovalıyor. Gri olanı ya köpekler yedi yada komşular.  En son duyduğuma göre komşunun birinin patlıcanları kırtlamış. Küfür edip duruyordu!
Ne olacak? Bizim bahçedeki sebzeleri de şöyle bir ucundan yoklamış! Dünya yerinden mi oynadı. Ama o kadar sevimli ki; onu alıştırdım yanıma geliyor bende ona buğday veriyorum. Bir şekilde onu yakalayıp hapsetmem lazım; yoksa komşular yakında onu da tencereye koyacak.

Sık yağan yağmurlardan arı kuşları bahçeyi mesken tuttu. Benim arıları eksiltmekle meşguller. Ne yapalım herkes nasibini yer.
Onlar arıları yiyor; kedilerden biride arı kuşlarından birini yemiş. Üzüldüm.
Pencereden çekilen görüntüler. 




Son olarak  birkaç gün önce kedimiz yavrulamış, 3tane. Ama yavruları emzirmiyor. Erken doğumda yapmış olabilir. Yavrular ölmek üzereydi, buz kesmişler. Aldım kutuya koydum. Siz civcivlere ampul yakıyorsunuz ya; bende kedilere yaktım. 10 watlık bir gece lambası. Yeni doğan bebek maması aldım onlara “milupa aptamil”  Enjektörle beslemeye çalıştım. Yavrulardan biri bir gün sonra; biri 2 gün sonra öldü.
 
Erkek olan yavrunun durumu iyi gibi. Adını “Külhan” koydum. (Rengi küllü olduğu için)
Annesiz yeni doğan yavru kediye bakmak oldukça zor. Gece ve gündüz her 2 saatte bir yavruları besledim. Her beslemeden sonra karınlarına masaj yaptım.( Yeni doğan yavru kedilerin kasları çalışmadığı için çişlerini kendileri yapamıyor. Annesi yavruları yalayıp masaj yapıyor ve yavruların boşaltımını sağlıyor. Bizim kedimizin annesi olmadığı için bu işi de biz yapıyoruz. Eğer siz sadece kediyi besler ve masaj yapmazsanız kedi çatlayıp gider)


Sadece 59 gram ağırlığı.  O kadar küçük ki parmak çocuk gibi.  

Tam 5 gün sonra Külhan’da öldü. Aslında durumu neşesi iyi gözüküyordu. Parmaklarımı emmeye başlamıştı. Erken doğmuş olabilir bilemiyorum. Üstelik hiç birşey annenin yerini tutamaz. Çok çok üzüldüm. O kadar ki üzüntümü kelimeyle anlatmam mümkün değil.

İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun! Her can ölümü tadacak.
Onlar küçücük canlarıyla sırasını savdı. Biz asıl kendimizi düşünelim… 

09 Nisan 2012

Nisan yağmuru!

Dün gece nasıl güzel bir yağmur yağdı ki;iyi ki yağdı! İnanır mısınız bilmem toprak yarılmıştı kuraktan, buğdaylara gübre attık su yok.

Bir hikaye vardı; annem anlatır: Hükümdarın biri altından bir saban yaptırır ve şehrin meydanına koyar. Bilgelerden(yada halktan) bu altın sabana değer biçmelerini ister. Gel gelelim hiç kimse altın sabana değer biçemez.

O sırada hükümdara gücenmiş olan alimlerden biri dağlarda inzivaya çekilmiş. Köylülerden biri gelir ve der ki : “Aman efendim, hükümdar böyle böyle bir altın saban yaptırmış şehrin meydanına koymuş ama gel gör ki hiç kimse değerini biçemiyor.Siz ne dersiniz?”

O zat da der ki: “ Git hükümdara şöyle söyle: Martta kar; nisanda yağmur yağmazsa altın saban neye yarar?”

Köylü cevabı hükümdara söyler. Hükümdar köylünün bu cevabı bilemeyeceğini bilir. Nereden öğrendin bunu der; o da söyler böyle böyle şu dağlardaki zattan. Hükümdar oraya gider ve hocasından özür diler. Hikaye burada biter.

İşin özü “martta kar nisanda yağmur yağmazsa altın saban neye yarar?"

Eğer baharda yağmur yağmazsa bizim traktörümüz aletimiz ne işe yarar?

Ayçiçekler çoktan ekiliyor. Hatta bazılarının ayçiçekleri çıkmış bile! Umuyorlar ki soğuktan etkilenmesin.Ayçiçeklerinin posta posta olması bize daha çok yarar inşallah.

Annemin dizi yeniden sakatlandı. On gün zerre kadar yerinden kımıldayamadı. Lavaboya bile tekerlekli sandalye ile götürmek zorunda kaldım. Allah hastalara acil şifa versin.

Arılara son olarak yarım kilo daha kek verdim. Şerbetle uğraşacak zaman bulamıyorum. Toplamda 1,5 kilo kek vermiş oldum.

Geçen gün İbrahim abi gelmişti. Bende arıların bir kısmını satmak istediğimi söyledim. Çerçeve usülü satar mısın? dedi. Neden olmasın dedim. Kaça satarsın dedi, benim piyasadan haberim yok dedim. Geçen gün falanca köyden çerçeve hesabı tanesini 15 liradan aldık. Telefonunu vereyim istersen ara sor dedi.

Aramaya ne gerek;İbrahim abiye güvenirim. Kendisine de söyledim aldatan kendisini aldatır.

Ben aldatırsam kendimi; sen aldatırsan kendini!

Şu günler gelip 5-6 koloni alacak. Arılı çerçevesi 15 liradan. Bakalım hayırlısı olsun.

Arıların 10 gün önceki genel durumları böyle.








Bu koloni katlı kışladı.




Arılar içindeyken kovanları boyadım. Abim kovanların yeşil rengini beğenmemiş. Türbeye benzetmişsin kovanları diyor.

Bir koloni ana kaybetmiş onu zayıf başka bir koloniyle birleştirdim.

Erikler çiçek açtı.

Birkaç asmanın olduğu bir yer vardı. Onlara bir çardak yaptım. Tahta çardak pek uzun ömürlü olmuyor ama bir müddet idare eder.



Bahçeye bir sera yaptık.

Tohumlar yeni yeni çıkıyor.





Yaklaşık 15 gün önce bahçemizde bir yaramazla karşılaştım. Kulağında sarı küpesi olan bir köpek. Adını afacan dennis koydum. Nasıl insan canlısı pati veriyor, boylu boyunca kalkıp ellerini üstüme dayıyor.

Arada yalanıyor belli ki canı yanıyor; baştan anlamadım ki siyah dikiş ipliklerini görünce kısırlaştırılmış olduğunu anladım.
Geçen gün bir amca diyordu ; kızım belediye köpekleri toplayıp getirip köyün kırsalına atıyor diye!
Bu köpek pat diye nereden çıktı. Belli ki birileri atmış ama kim?


Sarı küpe ; kısırlaştırılmış aşılanmış, çevreye zararı olmayan munis hayvanlara takılıyor.
Bu hayvanlar daha sonra yakalandıkları noktaya geri salınıyor. Yakalandığı yere geri salınmalı çünkü o zamana kadar hayatını nerede devam ettirmişse bundan sonrada orada devam ettirebilir.
Şimdi siz bu hayvanı getirip köyün kırsalına attığınız zaman bu hayvanın orada ne yemesini bekliyorsunuz? Toprak mı yesin ot mu?
Olmadı evlere mi yanaşsın? Burada bütün bahçelerde evlerin kendi köpekleri var. Yabancı bir köpeği anında parçalarlar. Belli ki o da mecburen bizim bahçeye sığınmış.

Hani diyorum köpek bizde kalsa? Ama nasıl yaramaz; tavukları ördekleri dört döndürüyor bahçede; hayvanlar kümeslerinde hapis kaldı. Tamam onun amacı oyun oynamak ama benim oyun kaldıracak halim yok ki.
İçim kan ağlıyor , yardıma muhtaç herkesi her şeyi sarmak istiyorum ama ne yapabilirim?

2-3 gün kadar ne yapabiliriz diye düşündük. Sonra Edirne Belediyesi Kedi Köpek Evi ’ ne gittik. Birkaç sene önce kedi köpek evinin durumu berbattı.
Şimdi daha iyi gözüküyor; çalışan daha çok kişi var. Bizimle ilgilendiler. Durumu anlattık: kulağında sarı küpesi var. Numarası 22.01.290. Yeni kısırlaştırılmış ve bizim kırsala atılmış. Numaradan köpeğin nereden alındığına bakıldı. Yeri tespit edildi. Olması gereken yerden uzaktaydı. Hemen gelip köpeği alacaklarını söylediler ve özel arabalarıyla gelip aldılar benim afacanımı!



Gidişine üzüldüm. İşimi zorlaştırıyordu ama alışmıştım kerataya! Sonrası ne oldu bilmiyorum. Umarım şu an karnı toktur.

Apartmanda olan insanlar; kapılarına kilit vurup dışarıyı dışarıda bırakan insanlar çok şanslı!
Onlar dışarıda yardıma muhtaç hiçbir canlıyı görmüyor. Görmüyor ya yok olduğunu sanıyor. Herkesin karnı tok sırtı pek sanıyor.
Köpek barınağının içi hayvan dolu; sokaklar hayvan dolu. Bu hayvanların vebali birkaç kişinin üstüne mi sadece ! Siz görmüyorsunuz diye sizden hesap sorulmayacak mı sanıyorsunuz? Öyle sanmaya devam edin.

Herkes elinden geldiğince bir şeyler yapsın bana ne demesin.

Evde şu an 6 kedi var. Hepsi ya bizim bahçeye yada sokağa atılan kediler.
(Her gün annemin bana kediler yüzünden iyi bir fırça çekmesine rağmen kedileri beslemeye çalışıyorum. Çünkü kedi kılından ve kedilerden hoşlanmıyor)

Onu yapamıyorsanız hayvan barınaklarına makbuz karşılığı yardım yapabilirsiniz bende yapacağım.

Onu da yapamıyorsanız barınakları ziyaret edebilirsiniz.( ziyaret saatleri kapıda yazıyor)
Böylece orada çalışan insanlarda “bizim yaptığımız işle ilgilenenler var” deyip motive olurlar yaptıkları işe daha özen gösterirler. Sonuçta kazanan sahipsiz hayvanlar olur, sonuçta kazanan biz oluruz. Bunu bir düşünün...

13 Mart 2012

Yaz demeden, kış demeden!

Hava bir ısınayım dedi sonra yeniden soğudu.



Bu görüntüler 20 şubat 2012 tarihinde alındı. Büyük ihtimal varroa zararlı yavrular gözden atılmış. Benim söylemek istediğim varroa değil. Hani varroada önemli ama ben ondan bahsetmiyorum.




Bu yavrular 20 şubatta pupa olduğuna göre bu yavruların yumurtlanma zamanı şubat başı, ocak sonuna denk geliyor. Havalar oldukça soğuk olmasına rağmen ana arı yaz demeden kış demeden yumurtaya başlamış. Biz istesek te istemesek te!
(Şu soldaki yavru bana erkek arı gibi geldi)


Atılan ölü arılar.



Arıları bu yıl ilk olarak 25 şubat günü açtım. İki kovana henüz bakmıştım ki kuvvetli rüzgar çıktı.“Ya ben arılara bakmak için yanlış zamanı kolluyorum yada hava bozmak için illaki benim arılara bakmamı bekliyor” tam olarak anlayamadım. Murphy kanunlarına uyan bir durum. Murphy kanununu bilmiyorsanız yazının sonunda bulabilirsiniz:)

Geç vakitte çıkan oğullarımdan biri ölmüş. Nüfusu çok azdı. Benimde elimde minik kovanım yoktu. 5 li kovana koymuştum. Kış sert geçmese bir şansı olabilirdi ; olmamış.
Yine bir kovanın nüfusu çok azalmış. Ana arısı var. İçeriye bir kucak ölü arı dökülmüş. Kalan nüfus, içeriyi ısıtmaya yetmeyince içerisi nem olmuş. Hemen 5 ‘li kovana aktarma yaptım.



Bu yine oğullardan biri. Dış taraftaki ballı çerçevenin sırrını açıp yeniden içeri koydum.





Bu üstten gördüğüm kadarıyla en güçlü kovan.



Sonrasında rüzgar çıktı. 10 kovanı kontrol edemedim. Bende kontrol yapamıyorsam hiç olmadı kekleri vereyim dedim.



Polen çekmeceleri kovanların altında. Resimde pek iyi gözükmüyor ama kovan içinden bildiğin su akmış. Aslında hedefim ilerleyen günlerde varroa mücadelesi yapmaktı. Bir kez amitraz yaptım o da ya arı salkımdaydı ya da varroalar gözdeydi; dökülen varroa olmadı. Sonrasında hava müsaade etmedi üçleyemedim.
Daha da diğer işlerden arılara bakamadım; ben tembelin tekiyim.

Bal eritme bidonu yapımı tamam.


Bu saç ayağımız.

Aslında sac ayakları üçgen olur. Neden üçgen olur?Çünkü 3 nokta bir “düzlem” belirler. Eğer ki tabureniz veya sac ayağınız üç bacaklıysa mutlaka yere basar ve sallanmaz.Ama 4 bacağı varsa "sandalye gibi";üstelik zeminde düz değilse her halükarda sallanır.

Evde bir mavi bidon hazırda vardı. Başka bidona para vermeyeyim dedim. Zaten para vericem desende mavi bidonları istediğin zaman bulamıyorsun.

Topraklama için ayrıca delik açmadık. Bir topraklama çubuğu sallandırdık içine

Bizim bidonun elektrik bağlantı yerleri açık , eğer sizin evde çocuk varsa bağlantıları mutlaka izole edin. Bizim evde çocuk yok, ondan iş güvenliğini önemsemedik:)


Benim bidonum biraz küçük oldu ama bence daha iyi oldu Çünkü bidonumuz ne kadar büyükse içine o kadar daha su koymamız gerekir ve su kapasitesi arttıkça ısıtıcının çalışacağı sürede artacak. Böylece daha çok elektrik çekecek.
Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu soğukta bidonu dışarıda çalıştırmaya kıyamadım sobanın yanına aldım. Yoksa bütün gün çalışır dururdu.

Termostat 45 dereceye ayarlandı. Devreye 39 derecede giriyor 45 oldu mu çıkıyor.

Bu yarım teneke bal, arılara yediriyordum ilk onu erittim.
Ancak anlamadığım 12 saatte erimenin tamamlandığını okumuştum; benim balların erimesi 12 saatten fazla fazla sürdü.
Ya onlar ısıyı 45 dereceden daha fazla arttırmışlar yada bende bir sorun var.

Ben yapamadım ama size tavsiyem bal eritme bidonlarını taş yünü gibi bir malzemeyle güzelce sarmanız(izole etmeniz).

Bidonu izole ettiğimiz zaman; ısı atmosfere kaçmamış olur.
Sonuçta bu alet su değil elektrik yakıyor. Boşa giden her enerji ülke ekonomisi için bir zarar!!!
Birde bidonun üzerine kapak şart. Hem çok yoğun buharlaşma oluyor(bidondaki su eksiliyor) hem de ısı yine aynı yolla bidonu terk ediyor:)

Bir uyarıda eritme işlemini gündüz yapın. Ne olur ne olmaz! Ben gece oldu mu fişini çektim.

(şu ekmek makinaları var biliyorsunuz benim de var! Akşamdan ununu mayasını içine koyuyor saatini ayarlıyor, fişini takıyorsunuz. Sabaha istediğiniz saatte ekmek pişmiş oluyor. Bir arkadaşın annesi de akşamdan malzemeyi koymuş saatini de ayarlamış. Sabah namazı için uyanmış kadın o sırada makinada çalışmaya başlamış olacak ki mutfağa bir giriyor ekmek makinası yanıyor kadın aklını atmış korkudan. O gün servis gelip bakıyor imalat hatasıymış yenisini veriyorlar. Ama kadın şimdi elini sürmeye korkuyormuş ekmek makinasına!
Bana da ekmek makinasını aldığımda uyarıda bulunmuşlardı kendileri: “Saatini önceden ayarlayıp bırakma” diye.
Yani siz siz olun elektrikli aletleri mümkün mertebe gece prizde bırakmayın!)
..........................................
..........................................
..........................................
Geçen yıl buğdaylara 15 şubatta üre atmışız, bu yıl 3 martta atabildik. Allah selamet versin genel olarak buğdaylar baya geride..
Hele bir tarlamızda buğdaylar yeni yeni çıkıyor. Duyda inanma! Ben ilk defa şahit oluyorum.

Kış başında olan kuraklık buğdayların alaca çıkmasına; kimi tarlalarında hiç çıkmamasına sebep olmuş. Hemen hiç kimsenin tarlası iyi durumda değil!

Yine ilk kez karşılaştığım bir durumu paylaşmak isterim “toprağın buğdayı dışarı atması”.
Bu nasıl olmuş derseniz: Buğday tohumu yeşermiş, kökü yaprağı var her neyse bir bakıyorsun toprağın üstünde iki seksen yatıyor. Sanki biri buğdayları kökünle sökmüş dışarı atmış.

Sonradan anladım ki toprağın üst tabakaları kuvvetli don yeyince toprak yukarıya doğru genleşmiş; o katmanlarda bulunan bitkileri toprak yüzeyine kaldırmış. Sonra don bitip toprak yine alçalınca buğdaylar toprağın üstünde çırılçıplak kalmış ve ölmüş. Yer yer bu şekilde buğdaylar kurumuş, zarar var. Bakalım gelecek günler bize ne getirecek.

Fidan ekerken çok güzel bir mantar gördüm. Kırmızı mantar! Hiç görmemiştim.

Kediler sabah kahvaltısını yapmış, karınları tok. Güneşin ilk ışıklarıyla ısınmaya çalışıyorlar. Benim kaktüs rafına dizilmişler.

Maşallah, surattaki ifadelere bakar mısınız?
Hani bazen hayvanlara özenmiyor değilim! Karnın toksa mutlusun!!!
Mutlu olmak bizim içinde bu kadar kolay olsa keşke...
...........................
...........................
..........................

Murphy Kanunları der ki;
Bir işin ters gitme olasılığı varsa, büyük ihtimal ters gidecektir.
Bir işin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç olacak şekilde ters gidecektir.
Bir işte ters gidebilecek dört yol görüyorsan ve bunları başarıyla atlatırsan o zaman beşinci bir ters yol olduğunu göreceksin.

Ne zaman bir şeyden vazgeçsen, vazgeçtiğin şey sana geri gelir.
Ne kadar beklersen bekle istediğin şey istenmediği zaman gelir.
Ne zaman bir şey yapmaya kalkışsan, mutlaka öncelikle yapman gereken başka bir iş vardır.

Bir alet düştüğünde, hep en zor ulaşılacak köşeye yuvarlanır.
Bir arıza, son parça bir kez daha gözden geçirilmedikçe ortaya çıkmaz.
Bir alet toparlanıp kapağı kapatıldıktan sonra dışarıda parça kaldığı fark edilir.
Aradığın şeyi en son baktığın yerde bulursun.
Aradığın şeyi bulmanın kestirme yolu,başka bir şeyi aramaktır.

Trafikte sizin olduğunuz şerit tıkalıyken, diğer şerit her zamankinden daha hızlı akar.
Hangi kuyruğa girerseniz girin, diğer kuyruk daha hızlı ilerler.
Tenefüste zaman; derstekinden daha hızlı geçer.

Bir şeyi en uygun fiyata satın almak için ne kadar çok araştırırsan araştır, satın aldıktan sonra bir başka yerde daha ucuza satıldığını görürsün.
Bozulan bir aleti; tamirciye nesinin bozuk olduğunu göstermeye çalışırken , bir bakarsın alet kusursuz bir şekilde çalışıyor.
Reçelli ekmek yere düşerse her zaman reçeli üstüne düşer.