24 Kasım 2009

Elinize sağlık!

Bu gün öğretmenler günü!
Hangi branşta olursa olsun ; birilerine olumlu bir şeyler öğretmeye çalışan bütün “eğitmenlerin” ellerine dillerine sağlık! Allah onlardan razı olsun!

Cumartesi pazara gitmiştim(Pazar yerine yani:) Gitmişken çiçekçilere de uğradım. Hem öğretmenler günü hem de bayram sebebiyle çiçek getirmişler!

Benim asıl amacım fidan almaktı! Trabzon hurması!!! Geçen gün Salih bey’in blogta hurma resimlerini görünce dedim böyle olmayacak bir fidan alıp bende deneyeyim:)

Fidanı toprağa kavuşturup; suyunu gübresini ; birde bunun üzerine “sevgimi” verirsem bana meyve vereceğine inancım tam! (Donmazsa elbet!!!)Bu fidan 15 lira poşetli!

Birde üvez aldım!O da 15 lira!
Şimdiye kadar “üvez” yedim mi diye düşünüyorum? Yemedim!
Fidanım kaç senede bana meyveyi tattırır? Onu da bilmiyorum! Allah nasip ederse meyvesini görürüz:)

Birkaç tane değişik kasım patı gördüm. Hemen aldım. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü kimisinden 2 tane kalmıştı:) Yani bitmek üzereydi!

Kenarları sarı çizgili pat;

Bu 3 pat; uyuz otuna benziyor. Kenarlarda uzun yapraklar göbekleri ise kıvırcık!



Bu sarı patın rengini beğendim.Yumurta sarısı gibi!

Bu ise yine sarı kırmızı pat! Ama çizgili ve uzun yaprakları var! Çiçekleri geçtiği için biraz görünümü bozulmuş!
Yukarıda gördüğünüz patlar saksıda ;sadece bir kök; ve fiyatı 3,5 lira!

Bu görülen pat 5 lira! Bodur gözüküyor! Düğme gibi çiçekleri var! Tabii ileride boyu uzar mı bilemeyiz:)

Patlarımızın toplu görünümü:)

Hımm! Bunuda yeni aldım! Acem borusuna benziyor ama çiçekler minik! Ben adını hanımeli koydum! Bunun fiyatı 7,5 lira!
Geriye ne kaldı? Aldığım fidanları toprağa ekmek!

"Çiçeklerin fiyatını neden yazdığıma gelirsek; "görmediklik"ten sanmayın!!! Olaki siz piyasadan almak isterseniz fiyatlar baz olur diye düşünüyorum! O zaman hangi oranda kazıklandığımızı daha iyi anlarız:) Keşke bende aldığım şeylerin ortalama kaç liraya satıldığını bilebilsem!"

18 Kasım 2009

Zevkler ve renkler!

Bu mevsimde arılara yapılacak en güzel şey ne olabilir?
Arıları gereksiz yere rahatsız etmemek ve izolasyon yapmak!

Aslında beslemeyi keseli çok zaman oldu. Hatta aylar oldu desek yeridir!
Nasipse bahara kadar beslemeyi de düşünmüyorum. Ancak bazı kovanların besleme kutularını kovan üzerinden almış bazılarını ise henüz ellememiştim.

Besleme kutularını açtığım zaman içlerinde ısı kaybını gösteren nemlenme var! Tahmin edilen sonuç!

Bizimkiler propolis yığınağı yapmışlar ama; nafile!

Aslında tavanın diğer tarafında strafor var ancak besleme kutusunun üzerinde olmadığı için ısı kaçıyor.

Ev mantolama sistemlerinde dikkat ettiyseniz önemli olan nokta;izolasyonun hiç kesintiye uğramadan evi çevrelemesi gerektiğidir! Hatta sırf bu yüzden küçük banyo pencerelerinin kenarlarına bile strafor dönerler! Pencereler böyle iyiden minnacık kalır!

Bu besleme deliklerini kovanın ön tarafından değil de ortasından açmışım!Eskiden yani:) O zaman bazı şeyleri bilmiyorduk! Şimdide bazı şeyleri bilmiyorum; demekki değişen birşey yok!!!

Hemen popolarını havaya dikip; bana iğnelerini gösteriyorlar!
Blöf yapıyorlar; ellerim çıplak ama ısıran olmuyor:)
Kutuları alıp; deliğin olduğu tarafı gazeteyle kapatıyorum. Sonra straforla örterim!
Gerçi sonra sonra derken bahar gelecek galiba!

Bütün kutularda durum aynı ;nemlenme var!

İğnesini gösteren gösterene!

Kiremit altında kışlayan sarıcalar!

3 farklı model besleme kutum var! 2010'da yeni model çıkarsa onu da alacağım:)

Bir hafta kadar önce çektiğim kavak görüntüleri! Önde görünen yeşillikler ise buğday!
Tarla yolları böyle vıcık vıcık çamur içinde!

Bunlarda geçen yıl İstanbul'dan aldığım kasımpatları!


Bu çiçekler pek hoş kokmaz, bal arılarıda hiç ilgi göstermez! Ancak sinekler ve eşek arıları bayılıyor! Eee; Zevkler ve renkler tartışılmaz!

11 Kasım 2009

Ayrıntılar!!!

“Halk içinde muteber bir nesne yok ki devlet gibi; olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”
Sağlık sağlık sağlık… geri kalan her ne olursa olsun vız gelir tırıs gider!

Günlerdir bir rapordan sonuç almak için uğraşıyorum.
Sürekli ilaç kullananlar bilir, hastaneden heyet raporu almanız gerekir. Hastaneye gidip bekleyebilecek düzeyde sağlıklıysanız sorun yok elbet!
Ancak.. bizim yatalak hastamız var ve ilaç raporlarını yenileyebilmek için her defasında hastaneye götürmek zorundayız.Yatalak hastaların evde muayene ve tedavisine yönelik pilot uygulama birkaç yerde başladı ama burada yok!!!

Benim için; hastamı hastaneye götürmek hiç problem değil aslında ; gerekirse sırtımda bile taşırım; ama sürekli yatan bir hastanın yatağından kaldırılıp ;karga tulumba hastaneye götürülmesi en çok zararı kime veriyor biliyor musunuz hastaya! İndirip bindirirken kolu bacağı beli inciniyor! Allah korusun hastanenin havasından kapacağı olası mikroplar ise cabası!

Her defasında şansımı deniyorum; önceden nöroloji kayıda gidip;daha önce bu hastanede tedavi gören; yatalak hastamız olduğunu ve buraya getirmeden raporu yenileyip yenileyemeyeceğimizi soruyorum. “Hayır” diyor görevli “İllaki buraya getirmeniz lazım.” “Pekala” diyorum “Yarın sabah getireceğim ama bir güzellik yapın geldiği gibi hastamı alın. Burada beklemesi mümkün değil!” “Tamam” diyorlar; “Sizi bekletmeyiz!”

Hastamızı hastaneye götürüyoruz(nörolojiye); doktor bir hastanın dosyasına bakıyor; bir hastaya; zaten durum aşikar! Hemen rapor taleplerini imzalıyor!
Geçen gün götürdüğümüzde dedi ki: “Bu ilaçların yanında hasta bezi raporu da ister misiniz?”
Çok şaşırdım!!!
“Ama bu raporu dahiliye veriyor demiştiniz. Ben hastamızı daha fazla bekletmemek için hiç dahiliyeye götürmüyorum. Yıllardır hasta bezini kendi cebimizden alıyoruz!”

“Tamam” dedi “Ben hasta bezi içinde rapor çıkartacağım!”
Amenna; devlet bu hakkı emeklisine tanımışsa neden olmasın!

İlaç raporları yenileme olduğu için birkaç günde aldım. Hasta bezi raporunu ilk defa çıkartmak biraz daha uzun sürdü! Raporu alırken bankoya sordum; “Şimdi bu bez raporunu nasıl kullanacağız?” “Aile hekiminize sorun” dedi!

Sağlık ocağına gittim. Doktor dedi “Ayrıntısını bilmiyorum ama ben size reçeteye yazacağım; eczaneye gidin!”
Eczaneye gittim; “Biz bezle ilgilenmiyoruz marketlere gidin” Markete gittim.

“Evet raporla bez alan müşterilerimiz var; onlar için fiş değil fatura düzenliyoruz ve paketlerin içindeki bez adetlerini yazıyoruz.”

Hazır gelmişken bende bez alayım diyorum ve birkaç tane alıyorum. “Haydi; bize de fatura düzenleyin.”

Düzenliyorlar! “Peki ;nereye götüreceğiz bu faturayı?” ; “Orasını bilmiyoruz”
Başlıycam böyle işe!

Birkaç gün sonra emekli sandığına bakan yerin sgk olduğunu öğreniyorum.
Her bir görevliye derdimi tek tek anlatıyorum “Yatalak hastamız var da; bez raporlarını nereye işleteceğim?” Biri aşağı biri yukarı gönderiyor. Sonunda bilgi verecek birini buluyoruz.

Bir sürü şey sayıyor!

Doldurulacak evraklar veriyor. “Bunları tamamla! Bez paketlerinin üzerindeki barkodları tek tek kesip yapıştırmayı da unutma. Bezi reçete tarihinden önce alamazsın ;her ay buraya gelip belgeleri vereceksin; devlet bezin yarısını karşılayacak!!!" diyor.
Kafam dolmuş bir vaziyette sgk dan ayrılıyorum. Bu arada reçete tarihide geçmiş. Yeniden doktora gidip bez yazdırmam lazım.

Aman be! diyorum; benim derdim zaten bana yetmiş! Şimdiye kadar bez yardımı almadıkta ne oldu. Evet aylık götürüsü 100 lira; 50 lirasını geri alsam ne; almasam ne?

Sonra düşünüyorum; parası olmayanlar ne yapacak; bu kadar ayrıntıyı her hasta yakını yerine getirebilir mi?
Yaşlı; cahil insanlar var! Kendilerine bakacak çocukları; yada yakınları olmayan insanlar var!
Vay hallerine vay; Allah yardımcıları olsun!

05 Kasım 2009

Yarım saat'te!

Bugün rüzgar güneye döndü, havada ısındı!
Isındı diyorsak o kadar soğuğun üstüne; bu hava yaz gibi geliyor. Yoksa; rüzgar yinede serin esiyor.
2 Bölmenin üzerinde çuval var; bende kontroplak koyacaktım. Bugün arıları birazcık rahatsız edebilirim. Elimi çabuk tutmalıyım hava her an yağabilir!

Önce hazırlık yapmalı.Kapakların besleme kutularını ezmemesi için kontroplağın etrafına çıta dönmem lazım! Besleme kutularının yüksekliğini ölçtüm 4 cm kadar. O zaman çıtalarında yüksekliği bu kadar olmalı.

Çıtam yok ama dekupaj testerem ve 2cm lik tahtam var!

4,5 cm işaretleyip istediğim uzunlukta kesiyorum.

Çıtalar hazır!
Birer 6 lık çiviyle kenarlarından çakıyorum. Oluyor sana bir çerçeve!

Küçük çivilerle; kontroplağı çerçeveye çakıyorum!


Kapağın içi kırtıklı olduğu için çıtaları kontroplağın tam kenarından değil de; kurtardığı kadar içerden çakıyorum.

Besleme kutusunda arıların çıkacağı yeri işaretleyip ;

Matkapla delik açıyorum. Eskiden olsa bu deliği besleme kutusunun deliği boyunca delerdim.

Sonradan bakıyorsunuz ki besleme kutusuna küçük bir delik bırakmak kafii! Yoksa arılar gereksiz yere havalanıyor!

Kovanın önceki hali bu;

Çuvalları alıyorum. Oldukça yükselti yapmışlar ; onları temizliyorum. Ve yeni örtü tahtasını koyup kapağı kapıyorum.

Sonraki hali bu! Eski ballıktan yaptığım bir kovan! Şimdi daha iyi gözüküyor!

Kovanın içinden aldığım propolis ve mumları ise yere atmıyor ;topluyorum! Sıcak bir günde; propolisi dışarıya koyarsam arılar bayıla bayıla kovanlarına taşırlar.

Bir diğeri; benim ufaklık kovanım; onunda çuvalını alıyorum;

Yeni örtüsü; köpükle izolasyonunu sonra yaparız!!!

Maşallah artık ufaklık değil; böyle 1,5 katlı kışlayacak!(Üstte 8 normal çerçeve var!)

İnce kontroplak nemden atar deniyor; işte burada 3. kışa giren bir örtü tahtası !
Bakalım; atmış gibi durmuyor. Kovanı açıp gösteremiyorum ama neyse!
Ya kenarına çıta dönüldüğü için yada kapağın kenarları kontroplağa tam bastığı için olabilir! Daha ayrıntısını bilmiyorum!

Eveet; yarım saatte bu işide hallettim ya; aferin bana!!! Ben arılara bu kadar sürede şerbet bile veremiyorum :)

03 Kasım 2009

Buzlanma başladı!

Çiçeklerle; bahçeyle ilgili olanlar bilir. Bitkiler soğuk havada hastalanır; ancak aniden ölmez!
Ama... don olayı gerçekleşirse?

Bahçede sürekli bir su kovası bırakırım; hani susayan bir kedi bir kuş falan olur diye!
İçine de özellikle elimle sap çöp atarım ki sinek, böcek suya düşerse tutunup çıksın!
Sabahları da kalkınca; ilk önce bu suya bakarım don olmuş mu?
Birkaç gündür hava soğuktu ancak hissedilir buzlama yoktu.

Dün sabah(2 kasım) itibari ile bu yılın ilk ciddi don olayına şahit oldum. Bu demek oluyor ki bahçedeki bitkiler hapı yuttu!

Saksıları içeri almıştık ama yerdekiler?

Buz pek ince sayılmaz!!! Benim meşhurrrr kontroplaklarımdan daha kalın!
Bu sabah aynı buzlanma yine vardı! Şimdilerde yağmur atıştırıyor!

Hava durumundan dolayı bizi suçluyorlarmış.Balkanlardan gelip anadoluya gidiyor ya!
Ne yapalım gidene dur diyecek halimiz yok ! Birazda siz üşüyün!

Kovanlarda tık yok!
Hep çalışmak olmaz; bizler yaz tatili yapıyoruz onlar kış tatili!

Yerdeki çalı minelerim donmuş. Saksıya alacağım ;belki dipten sürerler!

Kadifeler tamamen donmuş;

Sarmaşıklar donmuş;

Yıldızlar da donmuş! Biber, domates ne varsa...Manzara kötü; herşey haşlanmış!

Arılar tek tük bazı çiçeklerden polen taşıyorlardı. Bu durumda onlardan da ümidi kesmek gerek!
Çiçek soğanları ve yumrularını özellikle topraktan çıkartmak lazım; yoksa onlarda donar.

Yıldızlar; glayörler; kanalar kısaca çıkarılacak ne varsa çıkardım.

Bu bir yıldız yumrusu; böyle birşeyden o güzel çiçekler nasıl oluyor; hayret verici!

Tasnif edip; kurumaları için fileye koyuyorum.

Karışmamaları için etiketliyorum.

Glayörleri yerde unutunca acayip yavrulamış; bekleki yavrular adam olsun:)

Soğanlar kurulandıktan sonra; karanlıkta, kuru torf veya kum gibi bir malzemenin içinde bahara kadar saklanacaklar.

Bahçedeki güllerin goncalarını topluyorum. Bu zamandan sonra hayır gelmez; bende onları kurutacağım.Kuruduktan sonra vazoya koyacağım!

Bayanlar bilir; böyle gonca gül hediye edildiği zaman; onları tepetaklak asarsanız çok güzel bir şekilde hiç yamulmadan kururlar(sapları yukarı çiçekleri aşağı bakacak)
Eğer vazoda kurutmaya kalkarsanız boyunları bükülecektir:)

31 Ekim 2009

Kış galiba geliyor!

Yazılarım neden özellikle soğuk ve yağışlı havalara rastlıyor diye düşünüyorum? Dışarıya çıkamadığım için olsa gerek:)

Öncelikle hepinize selamlar;
Sanal alemde tuzdu; şekerdi diye rüzgarlar eserken; bizim burada da kuvvetli poyraz esiyor!!!
Hani Edirne’nin soğuğu da bir başka olur!
Bugün dışarıda dolaşırken resmen dondum; burnum havuç gibi oldu!Kış galiba geliyor!

Arıların son hazırlıklarını henüz tamam etmedim!
İki kovanımın üstünde çuval var. Diğer kovanlarımın üzerinde ise kontroplak!
Onlara da kontroplak koymak istiyorum(mdf değil)
Çünkü mdf propolisten dolayı her kovanı açışta parça parça kopuyor!!!

Sanayide daha önce kontroplak sormuştum; marangozlarda bulamadım.
Büyük bir tahta satıcısı var; ancak orada bulunur dediler.

Sorduk; ebatı (yanlış hatırlamıyorsam) 1.70-2.20! Fiyatı 35 lira. Ama kesim yapmıyorlar. Bu şekilde arabaya sığmaz ki! Birkaç marangoza sorduk "keser misin?" Onlarda o sırada uğraşmak istemedi. Neyse dedim başka sefere kalsın!

Geçen gün yine sanayiye gittik; kafayı taktım kontroplağı almam lazım!!! Önce marangozu bulduk 5 liraya kesim yapacak!
Kesim bu kadar tutar mı? Ne yaparsın denize düşen yılana sarılır!

Sonra kontroplağı aldık. Marangoza ölçüyü verdim ; tam 16 tane kovan üst örtüsü çıktı. Hatta parçalarla 17 diyebiliriz! Kalınlığı 4 milim.

Benim sadece iki tane örtü tahtasına ihtiyacım vardı! Oldu sana 16 tane :)
Toplamda da 40 liraya mal oldu! Arılar güle güle kullansın!

Havanın ılındığı bir gün kontroplakları kovanlara servis ederim nasipse!

Yerler ıslak; buğdayları henüz ekemedik çünkü toprağın kurumaya fırsatı olmadan yağış geliyor!
Bu tarlada görmüş olduğunuz yeşil şeyler ; hasat sırasında yere düşen ayçiçek taneleri! Yağmur ve güzel havayı görünce adamakıllı sürdüler.

Yakından bakarsak; işte ayçiçeği!

Yerler suya doymuş gözüküyor!

Bahtıkara ananın yaşayıp yaşamadığını merak edenler varmış!

Bir arkadaşta “Bahtıkara ölünce bir cenaze töreni düzenlersin” demişti!!!

Dışarıdan hayvan sevgimin nasıl gözüktüğünü bilmiyorum; ancak; bu öneri hiç komik değil!
Çocukluğumdan beri hayvanları çok severim. Bir tavuk kesilsin; bir kuş bir kedi ölsün kendimi yerden yere atardım!

Sonrasında mecburen büyüdük, ama ben her bir hayvanı kaybedişimde; hala sümüklerim aka aka ağlıyordum. Taaaki… birkaç sene önceye kadar!

İnsanın kendi ailesinin başına benzer şeyler gelince; ve bu duruma çok çok ağlayınca; sanırım gözyaşlarım kurudu! Artık ölen hayvanlara fazlaca ağlayamıyorum!
Ha!Çok üzülüyorum o ayrı !!!

Evet Bahtıkara ana yaklaşık 28 saat yaşadı ve aniden öldü!Ölüm sebebi açlık değil;ailesinden ayrı kalmasıydı!!!

Bugün 31 ekim !
İki gün önce ise ;Cumhuriyet bayramıydı!
29 Ekim’in benim için ayrı bir önemi var! Çünkü Annemle Babamın evlilik yıldönümü!
Allah kimseyi anne babasından ayırmasın;onlara hayırlı sağlıklı uzun ömürler versin!

21 Ekim 2009

Vermeden Mabud!

Bugün öğlen; birleştirme ne olmuş? diye; kovanın başına bakmaya gittim!
Aslında ne olduğunu biliyorum da; eğer hala üst kattaysa bahtıkara anayı kovandan almaya çalışacağım. Öbür anada sağ mı; sağlıklımı diye kontrol edeceğim.

Sonradan öğrendiğime göre ; böyle bir durumda iki ananın birden öldürülme ihtimali varmış!
Bazı şeyleri de testi kırılmadan önce öğrensek!
Bilgisi olanlar “bu bilgileri” bizlerle neden daha önce paylaşmaz! anlamıyorum.

Nerede kalmıştık; kapağı açtım; zaten olay bitmiş! Ölüler taşınıyor; tam bir sessizlik! (Bu hayvanlar neden böyle yapar; neden böyle yaptılar? Beni kahrediyorlar!)

Bu durumda bahtıkara ananın katta olmadığını görüyorum. Ölüleri hızlı hızlı karıştırıyorum aralarında yok!
Kovan önünde hala can çekişen arılar var; onların arasına bakıyorum yok! Zaten sarıcalarda gördüklerini götürüyor.
Tam o sırada kovanın önünde; yerde; tanıdık bir yüz!!!

Benim canım bahtıkara ana fırıl fırıl dolaşıyor. Üstü başı berbat olmuş kanatları çentilmiş. Ama öldürülmemiş!!! (Nerden tanıyorsun demeyin tanıyorum işte!)

Anneye verilen değere bakar mısın? Onu öldürmemişler! Sadece azıcık hırpalayıp kapı dışarı etmişler.
Elime aldım. Kağıt parçasını külah yapıp içine koydum.
Katı kaldırdım; çerçeveleri silkeledim. Gazeteyi aldım. Aşağıdakiler neredeyse salkım pozisyonunda. Böyle bir durumda anayı arayamam! Aradan birkaç gün geçsin; arı bir sakinlesin; güzel bir hava olursa yumurta araması yaparız! (Yumurtanın varlığı ananın varlığınla eşdeğer ya o anlamda)

Ufaklığı aldım eve getirdim!

Soğukta bırakmaya kıyamam!

Anaların memeden çıktıkları gibi ilk gözüme çarpan ve hoşuma giden yerleri kırmızı ayakları!
Allah özenerek yaratmış! Ama olmadı işte; dişi yavrulayamadı!Ne yaparsın;
"Vermeden Mabud; neylesin Mahmut?

Bir filenin içine koydum, birazcıkta bal verdim. Yalayıp duruyor garibim. Bir ara kaçmış; baktım pencerenin önünde! Aklınca uçacakta yuvasına gidecek!!!

Yuvamı kaldı sanki!
Şimdi ben ona; o bana bakıyor!
...
...
...
Son yazımıza Halil Bey’de bir yorum yazmış;arı birleştirmeyle ilgili! Ben kendi adıma; daha önce duymadım; yada dikkat etmedim; bilmiyorum!
Kenarda kalmasın; buraya yazayım belki başkalarına da faydası olur!

“Basit ama uzun süreli teknikler varken neden hemen olsun bitsin diye endişe var.
İptal edilecek kolonideki anayı bulup...
Güçlendirilecek anayı da kafese alıp...
2-3 çerçeveyi al; ver bir akşam...
Ertesi akşam ana kafeste iken 2-3 çerçeve daha...
Arıların üzerine sıvı şerbet püskürtüverin verirken...
En sonunda son çerçeveleri alıp, eski anayı yanlışlıkla yere düşürüp üzerine basıverin.
Kalan arıyı da yeni kovanın önüne silkeleyiverin.
Kafesteki anayı da az bir kekle çıkarmalarını sağlayın...
Boşalan kovanı kaldırın yerinden olsun bitsin.
Arıcılıkta aceleye gerek yok ki...”

Burada dikkatimi çeken “koku kullanılmaması”; sizinde dikkatinizi çekerim! Gerçi benimkiler kokuyla bile neler yaptılar; kokusuz neler yaparlardı bilemiyorum.
Babamın bir sözü: “Her şey tecrübeyle sabit” der!
Denemek ve sonucu görmek lazım!
Ama; bana şu an için birleştirme demeyin! Belki daha sonra!