Selamlar. Birkaç gündür buzlanma yaşıyoruz. Gündüz bir yağmur ardından don başladı. Akşam olunca yağmur gökyüzünden takır takır buz olarak yağdı. Çok nadir karşılaştığımız bir doğa olayı. Islanan her şey buz tutmuş. Pek çok kaza olmuş. Donda hala devam etmekte.
Bu kış havanın soğuk gitmediğini söylemiştik. Soba yakarak ısınan biri olarak (daha doğrusu evin soba görevlisi olarak) havaların güzel gitmesi benim işime geliyor yoksa sobalara kömür yetiştiremiyorum.
Güzel günlerden birgün akşam ezanı vakti baktım kedinin ağzında küçücük bir kuş pır pır kanat çırpıp duruyor. Küçük bir bülbül olmalı diye düşündüm. Yakaladım kediyi, ağzından aldım. Yumuşacık bir şey kanatları kendinden büyük. Kelebek mi diyorum? Oysa bu bir yarasa. "Cik" lemeye başladı can acısından. Kedi sıkmış tabii. Aldım içeri getirdim kavanozun içine koydum. Küçük bir sopa uzattım ayaklarıyla kavradı. Bir taraftan da bağırıyor.Zar zor nefes alıyordu. İyileşemedi biraz sonra öldü. Çok üzüldüm doğrusu.
Minicik dişleri vardı ağzında. Kanatları kuş kanadı gibi değil deri gibi. Daha doğrusu bildiğin yumuşak deri.
Yarasaları seviyorum. Bizim bahçede 2 tane var. Kız olana "betsy" erkek olana "bat" diyoruz. Hangisi kız hangisi erkek bilmiyoruz ! Bu sadece bizim onları sevmek için uydurduğumuz bir şey. Yazın ezan vakti olup onların uçtuklarını görmeden içeri girmiyoruz.
Tek uçan memelidir yarasa.Yavrularını canlı doğurur ve emzirir. Hemde gözleri hemen hiç görmemesine rağmen. . Yarasalar havada uçmakta olan böcekleri yakalayıp beslenirler. Geceleri beslendikleri için arılarımıza zarar vermezler. Kış boyunca böcek kalmadığı için onlarda mecburen kış uykusuna yatarlar. Yarasalar bir saat içinde 300 tane böcek yakalayabiliyormuş.
Meyveyle beslenen yarasalarda varmış ama bizim buralarda yok. İlk ve son gördüğüm yarasayı babam getirmişti bana. Böyle soğuk bir gündü. Selimiye camiisine sabah namazına gitmişti.Caminin bahçesinde bulmuş yerde. Ölmüştü. Neyse ya....içim şişti. Köprünün altından çok sular geçmiş....
........................................
........................................
........................................
Örümcek ağasında ki manyetik alan diye bir yazı okumuştum. Sizde okumuşsunuzdur.
Fizik kurallarına göre bir maddenin diğer maddeye yapışabilmesi için zıt kutuplar olması gerekiyor. Çünkü aynı kutuplar aynı yükler birbirini itiyor.
Polenin böceğin üzerine yapışabilmesi içinde birinin artı diğerinin eksi yüklü olması gerek.Bir böceğin örümcek ağına yapışabilmesi için yine birinin artı, diğerinin eksi yüklü olması gerek.
Bu durumda örümcek ağası böceği yakalıyorsa böceğin üstündeki poleni yakalayamaz ve o halde üzeri polenle kaplı bir böcek ağadan rahatlıkla kaçabilir diye düşünüyoruz... Çünkü birinden biri örümcek ağasıyla aynı yüke sahiptir. Peki biz niye örümcek ağına yakalanmış üzeri polenle kaplı arılar görüyoruz?
Fizik kurallarına aykırı bir durum! Örümcek ağının, hem böceğe hem de polene yapışması..
Bu durum nasıl gerçekleşiyor?
Örümcek ağının tüm yüzeyini kaplayan elektrostatik özelliğe sahip madde, ağın hem uçan böcekleri hem de böceklerce taşınan kir polen ve benzeri tüm parçacıkları yakalamasını sağlıyor.
Ayrıca bu madde, örümcek ağı üzerinde sadece birkaç milimetrelik çok ufak bir alanda, dünyanın elektromanyetik alanını bozuyor ve böylece artı ya da eksi yüklü olup olmadığı fark etmeksizin her cismin üzerine yapışabiliyor.
Böceklerin antenleri adeta bir elektronik sensör gibi. Antenin ucu, böceğin vücudunun geri kalanından farklı bir elektrik yüküyle yüklü. Böylece böcek, elektrik yüklü bir nesneye yaklaştığında, en ufak elektriksel değişimi fark edebilir. Peki buna rağmen böcek nasıl örümcek ağını tespit edemiyor yakalanıyor?
İşte böceğin, bu kadar hassas sensörlere sahip olmasına rağmen, ağı tespit edemeyip, yakalanmasının sebebi, ağın milimetrelik bir bölgesinde dünyanın elektriksel alanını bozmasıymış . Efendim....
Örümcekleri de çok severim. Net resim bulamadım. Yazın çekmiştim fotoğrafı. Ben buna dantel örümceği diyorum adını ben koydum. Kadınların mobilyaların üstüne yaptığı gibi kocaman dantele benzer bir ağa yapıyor abartısız fiskos örtüsü kadar var. Bu tombul bir dişi. Erkekleri zayıf ve küçük, dişileri ise oldukça büyük oluyor. Hatta bunun iki katı büyüklükte olanını da çok gördüm. Yumurtladıktan sonra zayıflayıp ölüyorlar. Hazin son....
Elime almadım ağasında duruyor ona rağmen beni hissetti ve kaçtı. Bu yaz net fotoğraf çekerim inşallah.
........................................
........................................
........................................
........................................
Anneciğimmmm.
Anneciğimmmm. Canım benimmmm.
Çok acıktım. Süt emebilir miyim? Önce bir dokunayım kızmazsa!
Mutluluk nedir? İşte bu mutluluğun resmi!
Üstelik resimden taşan ne büyük bir mutluluk....anne ve yavrunun arasındaki sevgiyi huzuru ben hala hissediyorum. Tüylerim diken diken oluyor. Fotoğrafı çektiğim anda olduğu gibi.
Sonrasında yavru hastalandı. Annesi sütten yeni kesmişti. Bende kendi annemle ilgilenmekten onunla ilgilenemedim. Yemek veriyordum bütün diğer kedilerle birlikte ama ona özel besleyemedim. Allah affeder mi beni bilinmez. Yavrucuk öldü gitti. Kara kuzumm.
Dünyanın işine akıl sır ermiyor.
........................................
........................................
........................................
Sağdan soldan topladığım az biraz petek vardı. Eriteyim dedim.
Eski bir tencerem var. Petek eritmek için.
Eriyen peteği kovalara dökmeden önce süzüyoruz. Cürufları çeri çöpü yakalamak için!
Ben içinde bu kadar güve kurdu olduğunu bilmiyordum. Onları da pişirmiş olduk.
Elimde baya bir mum var. Kenarda duruyorlar ne yapayım bilmiyorum.
.........................................
.........................................
.........................................
Kasa tipi buzdolabı almayı çok istedim en küçüklerinden değil az büyük olsun. Ama evde koyacak yer bulamadım. Ablamlar evini taşıyıp buzdolabı yeni yerine sığmayınca yeni bir dolap aldılar. Öbürünü de bize verdiler.Özellikle yazın ev kalabalık olunca yemekleri koyacak yer kalmıyordu. Şimdi evde iki buzdolabı dolayısıyla iki dondurucu bölme oldu. Bende petekli ballarımı rahatça dondurabildim.
Buzdolabı süslerimiz her geçen gün artıyor. Bir bunun kadar daha var. Diğer buzdolabına yapışık. Ama şöyle söyleğim en az 15 yılın birikimi. Parayla almaya kalksanız bulamazsınız piyasada. Tam bir koleksiyon.
Balları dondurdum şimdi ne olacak? Bizim aile tek boğaz. Bir çerçeveyi bile yemezler. Bahara arılara mı yedireyim ! Neden olmasın. Yapmadığım şey mi?
.........................................
.........................................
.........................................
Annem bu aralar rahatsız. Doktora götürdük depresyon dedi. Zaten tansiyonu var, midesi rahatsız birkaç hastalığı daha var. Yemek yapmayı severdi. Şimdi elini dokunmuyor. Bende bütün gün mutfaktan çıkamıyorum. İş yaptırmak için değil oyalansın diye birşeyler yapsın istiyorum ama hiç birşeye elini sürmüyor. Çamaşırları katla diyorum istemiyor. Televizyon izle istemiyor. Yemek ye yemiyor. Gezmeğe gidelim yok. Bahçeye çıkalım yok. Kitap oku, örgü ör yok. Allah kimsenin başına vermesin. Babam zaten hasta birde evin annesi rahatsızlanınca. Allah cümle hastalara şifa versin.
bal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Kasım 2013
Bir başka Arı Kovanı
Bu yaz bahçede iki tane sarıca arı yuvası vardı. Toprakta. Bunlar saçaklara yuva yapanlardan daha küçük yapılı arılar ama çok kalabalık yaşıyorlar. Baktım yuvalardan biri göçmüş.
Toprağı kazdım. Çok güzel bir yuva çıktı karşıma . Daha önce sizler resimler göstermiştiniz ama ben ilk kez canlı görüyorum. Tam bir inşaat mühendisi bunlar. Hatta yüksek mühendis.
Ağaçlardan kemirdikleri küçük yongalarla kağıt yapısında yada ben diyim dondurma külahı kıvamında çok güzel malzemeden yapılmış bir yuva kat kat.
Yavrular bir hastalığa tutulmuş olsa gerek.
Çıkamadan kozalarda ölmüşler.
Bu da diğer yuva.
Canavar gibi çalışkanlar.
Şu an dışarıda don var ama bakın bu yuva nasıl çalışmış. Kuş sesleri ve arılar bana yazı hatırlattı.
Ekim ayındaki hali. Her yer kupkuru.
Şimdiki hali yağmurla birlikte her yer yeşermiş. Hava serinleyince yuvanın girişini yaprakla daraltmıştım.
Yaprağı nasıl kemirmişler bal arıları gibi.
Yağmurlarda başlayınca yuvanın üstüne bir korunak birazda bal desteği yaptım. 22 kasım.
Plastik bir kutuyu kestim.
Üstünüde yaprakla örttüm. Kamuflaj. Merak ettim balı alacaklar mı?
Birkaç dakika sonra.
Birkaç saat sonra.
Normal de sarıca arılar belli bir zaman sonra yavruyu keserler ve yuva dağılır. Ama bu tür yavruya devam ediyor. 22 kasım
Ve 25 kasımda sarıca arıların dışarı attığı larvalar. Arıların ağzından aldım. Gözleri temizliyorlar. Larvalar yumuşacık neden ölmüşler bilmem. Neden olacak soğuk ve açlıktan olmalı.
Yuvayı gözlerken ana arıların uçuşa çıktığını gördüm. Sağdaki ana arı soldaki işçi.
Elime aldım birini.
Antenleri daha uzun daha büyük ve iğnesini göremedim. Bal arılarının ana arıları gibi sakin yapılı. Bu yuvayı beslemeye devam ediyorum. Böyle egzantrik şeyleri severim. Bakalım kışı çıkacak mı?
Hava bir pusardı ki sormayın.
Ama arada güneşte açıyor. Benim arılar balları yemişler.
Yeniden koydum 25 kasım.
Kovanın üstünde gel keyfim gel.
Balı gören sevinçten kaynadı bile.
Hava birkaç gündür geceleri çok soğuk. Hatta bu sabah bahçe çeşmesi patlamış buzdan. Sabah vanayı kapadım da çeşmeyi değiştim. Gündüzleri güzel sayılır,Tek tük arı uçuyor. Kış baharı bu kadar olur .
Toprağı kazdım. Çok güzel bir yuva çıktı karşıma . Daha önce sizler resimler göstermiştiniz ama ben ilk kez canlı görüyorum. Tam bir inşaat mühendisi bunlar. Hatta yüksek mühendis.
Ağaçlardan kemirdikleri küçük yongalarla kağıt yapısında yada ben diyim dondurma külahı kıvamında çok güzel malzemeden yapılmış bir yuva kat kat.
Yavrular bir hastalığa tutulmuş olsa gerek.
Çıkamadan kozalarda ölmüşler.
Bu da diğer yuva.
Canavar gibi çalışkanlar.
Şu an dışarıda don var ama bakın bu yuva nasıl çalışmış. Kuş sesleri ve arılar bana yazı hatırlattı.
Ekim ayındaki hali. Her yer kupkuru.
Şimdiki hali yağmurla birlikte her yer yeşermiş. Hava serinleyince yuvanın girişini yaprakla daraltmıştım.
Yaprağı nasıl kemirmişler bal arıları gibi.
Yağmurlarda başlayınca yuvanın üstüne bir korunak birazda bal desteği yaptım. 22 kasım.
Plastik bir kutuyu kestim.
Üstünüde yaprakla örttüm. Kamuflaj. Merak ettim balı alacaklar mı?
Birkaç dakika sonra.
Birkaç saat sonra.
Normal de sarıca arılar belli bir zaman sonra yavruyu keserler ve yuva dağılır. Ama bu tür yavruya devam ediyor. 22 kasım
Ve 25 kasımda sarıca arıların dışarı attığı larvalar. Arıların ağzından aldım. Gözleri temizliyorlar. Larvalar yumuşacık neden ölmüşler bilmem. Neden olacak soğuk ve açlıktan olmalı.
Yuvayı gözlerken ana arıların uçuşa çıktığını gördüm. Sağdaki ana arı soldaki işçi.
Elime aldım birini.
Antenleri daha uzun daha büyük ve iğnesini göremedim. Bal arılarının ana arıları gibi sakin yapılı. Bu yuvayı beslemeye devam ediyorum. Böyle egzantrik şeyleri severim. Bakalım kışı çıkacak mı?
Hava bir pusardı ki sormayın.
Ama arada güneşte açıyor. Benim arılar balları yemişler.
Yeniden koydum 25 kasım.
Kovanın üstünde gel keyfim gel.
Balı gören sevinçten kaynadı bile.
Hava birkaç gündür geceleri çok soğuk. Hatta bu sabah bahçe çeşmesi patlamış buzdan. Sabah vanayı kapadım da çeşmeyi değiştim. Gündüzleri güzel sayılır,Tek tük arı uçuyor. Kış baharı bu kadar olur .
05 Kasım 2013
Bir Üzüm Tanesi
Bir üzüm tanesi kaç arıya yeter ki?
Bencil
Dost canlısı
Paylaşımcı
Şaka şaka. Bal arıları insanlar gibi bencil değil ki. Kursasına aldığı her yudumu gidip kovanına kardeşlerine bırakacak. Zaman zaman hayvan kadar olamıyor kimileri!
Bu yıl bahçedeki üzümler o kadar çok oldu ki ye ye bitmedi. Annem pekmeze falan elimi sürmem yemiyorsunuz dalında kalsın dedi. Halada var görüldüğü gibi. Arılar eşek arılarının patlattıklarını yiyor yesinler. Asma benim arı benim:) kime ne?
Arıları çok var ellemedim. Utanıyorum ne kadardır olduğunu söylemeye. Ama çok oldu. Bu yıl 3 koloni arım kaldı. Ben öyle olmasını istedim. 15 koloniye baktığımda oldu. Bakmaya çalıştım en azından. Ama bu yıl işler biraz karışık neyse. Balları bile almadım katlar duruyor.
2 gün önce açtım.
Bir kovan çok zayıflamış baya zayıflamış. Kışı çıkar mı bakalım.
Diğer iki kovan idare eder inşallah.
Bu kızı bizim tarlaya atmışlar. Allaha havale ettim onları. Yavruydu bayaca büyüdü. Kovanları açmışım bana sataşıyor bende bağırdım. Bir tavuk tüyü aldı ağzına. Aklınca oyun yapıyor. Herkes haklı o da haklı bir ben haksızım.
Balları aldım. Bu vakitten sonra süzemem. Petekleri dondurucam.
Arılara süzme bal koydum geçen yıldan.
Polen çekmecelerine gazete koydum.
Bir tanesinde aşağıdan küçük bir delik açılmış baya bir polen birikmiş.
Güvelerde birikmiş. Tam ziyanlık. Kınıyorum kendimi.
Bu yıl ayçiçeğimiz vardı. Güzel çiçek açtı.
İyide tozlaştı.
Ama daha tane tutar tutmaz serçeler çok ciddi zarar vermeye başladılar.
Kuru sıkı tabanca temin ettik.
Bol mermi aldık.
Ama serçeler bana mısın demiyor. Burnunun dibinde patlatıyoruz umurunda değil. Başımızın üstünden uçuyorlar. Cd astık olmadı. Rafya gerdik bilmem ne yaptık olmadı. Tarım il müdürlüğüne gittim. Bildiğimiz bilinen bir yöntem yok. Zaman ayarlı patlayan bir şey varmış ama oda serçelere etkili değil dediler. Zaten tabancadan tırsmayan adam neden korkacak?
Herkes nasibini yer buna inanıyorum. Serçelerde tarlanın yarısından fazlasını yediler. Elinden bir şey gelmiyorsa üzülmenin hiç anlamı yok. Allahın dediği olur.
Biçilen tarlaya koyunlar gelmiş. Yüzden fazlalar sanırım bir koşuyorlar sağdan sola. Gümbür gümbür ses geliyor. Dehşet bir şey!
Sanki cowboy filmlerindeki sığır sürüsü.
Bu yaz bahçedeki kirpimiz 4 yavru yapmış. Yavrular anneleriyle akşam oldu mu bahçeyi turlamaya çıkıyordu. Bir yavruyu yakaladım. Gözleri bozulmasın diye flaşsız çekince ancak bu kadar olmuş cep telefonuyla. Patilerinin güzelliğine bak. Nasılda yummuş gözlerini. Portakal kadar ama dikenler afet. Bluzun kollarını kıvırdım da anca öyle aldım elime!
Nasıldı o hikaye. Kış çetin geçiyordur. Kirpiler soğuktan ölmeye başlar. Derler ki birbirimizin ısısından faydalanalım. Akşam olunca yan yana yatalım. Bu sefer de dikenleri birbirine batar ortalık kan revan. Gel zaman git zaman birbirleri ısıtacak kadar yakın ama dikenleri batmayacak kadar uzak durmayı başarırlar.
Biz neden yakın durmayı başaramıyoruz acaba? Evet dikenlerimiz var ama birbirimizden öğreneceğimiz paylaşacağımız o kadar çok şey var ki!
Ben bunun en kötü örneğiyim. Aylardır tek kelime yazmadım. Kimseyle irtibatım yok. Bu kapris kime bende bilmiyorum. Oysa bir şeyler paylaşılabilir. Olmadı hayat paylaşılabilir.
Çok uykum geldi. Paylaşıma uyku molası verelim. İyi geceler.
Bencil
Dost canlısı
Paylaşımcı
Şaka şaka. Bal arıları insanlar gibi bencil değil ki. Kursasına aldığı her yudumu gidip kovanına kardeşlerine bırakacak. Zaman zaman hayvan kadar olamıyor kimileri!
Bu yıl bahçedeki üzümler o kadar çok oldu ki ye ye bitmedi. Annem pekmeze falan elimi sürmem yemiyorsunuz dalında kalsın dedi. Halada var görüldüğü gibi. Arılar eşek arılarının patlattıklarını yiyor yesinler. Asma benim arı benim:) kime ne?
Arıları çok var ellemedim. Utanıyorum ne kadardır olduğunu söylemeye. Ama çok oldu. Bu yıl 3 koloni arım kaldı. Ben öyle olmasını istedim. 15 koloniye baktığımda oldu. Bakmaya çalıştım en azından. Ama bu yıl işler biraz karışık neyse. Balları bile almadım katlar duruyor.
2 gün önce açtım.
Diğer iki kovan idare eder inşallah.
Bu kızı bizim tarlaya atmışlar. Allaha havale ettim onları. Yavruydu bayaca büyüdü. Kovanları açmışım bana sataşıyor bende bağırdım. Bir tavuk tüyü aldı ağzına. Aklınca oyun yapıyor. Herkes haklı o da haklı bir ben haksızım.
Balları aldım. Bu vakitten sonra süzemem. Petekleri dondurucam.
Arılara süzme bal koydum geçen yıldan.
Polen çekmecelerine gazete koydum.
Bir tanesinde aşağıdan küçük bir delik açılmış baya bir polen birikmiş.
Güvelerde birikmiş. Tam ziyanlık. Kınıyorum kendimi.
Bu yıl ayçiçeğimiz vardı. Güzel çiçek açtı.
İyide tozlaştı.
Ama daha tane tutar tutmaz serçeler çok ciddi zarar vermeye başladılar.
Kuru sıkı tabanca temin ettik.
Bol mermi aldık.
Ama serçeler bana mısın demiyor. Burnunun dibinde patlatıyoruz umurunda değil. Başımızın üstünden uçuyorlar. Cd astık olmadı. Rafya gerdik bilmem ne yaptık olmadı. Tarım il müdürlüğüne gittim. Bildiğimiz bilinen bir yöntem yok. Zaman ayarlı patlayan bir şey varmış ama oda serçelere etkili değil dediler. Zaten tabancadan tırsmayan adam neden korkacak?
Herkes nasibini yer buna inanıyorum. Serçelerde tarlanın yarısından fazlasını yediler. Elinden bir şey gelmiyorsa üzülmenin hiç anlamı yok. Allahın dediği olur.
Biçilen tarlaya koyunlar gelmiş. Yüzden fazlalar sanırım bir koşuyorlar sağdan sola. Gümbür gümbür ses geliyor. Dehşet bir şey!
Sanki cowboy filmlerindeki sığır sürüsü.
Bu yaz bahçedeki kirpimiz 4 yavru yapmış. Yavrular anneleriyle akşam oldu mu bahçeyi turlamaya çıkıyordu. Bir yavruyu yakaladım. Gözleri bozulmasın diye flaşsız çekince ancak bu kadar olmuş cep telefonuyla. Patilerinin güzelliğine bak. Nasılda yummuş gözlerini. Portakal kadar ama dikenler afet. Bluzun kollarını kıvırdım da anca öyle aldım elime!
Nasıldı o hikaye. Kış çetin geçiyordur. Kirpiler soğuktan ölmeye başlar. Derler ki birbirimizin ısısından faydalanalım. Akşam olunca yan yana yatalım. Bu sefer de dikenleri birbirine batar ortalık kan revan. Gel zaman git zaman birbirleri ısıtacak kadar yakın ama dikenleri batmayacak kadar uzak durmayı başarırlar.
Biz neden yakın durmayı başaramıyoruz acaba? Evet dikenlerimiz var ama birbirimizden öğreneceğimiz paylaşacağımız o kadar çok şey var ki!
Ben bunun en kötü örneğiyim. Aylardır tek kelime yazmadım. Kimseyle irtibatım yok. Bu kapris kime bende bilmiyorum. Oysa bir şeyler paylaşılabilir. Olmadı hayat paylaşılabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)