05 Kasım 2013

Bir Üzüm Tanesi

Bir üzüm tanesi kaç arıya yeter ki?

Bencil

Dost canlısı

Paylaşımcı

Şaka şaka. Bal arıları insanlar gibi bencil değil ki. Kursasına aldığı her yudumu gidip kovanına kardeşlerine bırakacak. Zaman zaman hayvan kadar olamıyor kimileri!

Bu yıl bahçedeki üzümler o kadar çok oldu ki ye ye bitmedi. Annem pekmeze falan elimi sürmem yemiyorsunuz dalında kalsın dedi. Halada var görüldüğü gibi. Arılar eşek arılarının patlattıklarını yiyor yesinler. Asma benim arı benim:) kime ne?

Arıları çok var ellemedim. Utanıyorum ne kadardır olduğunu söylemeye. Ama çok oldu. Bu yıl 3 koloni arım kaldı. Ben öyle olmasını istedim. 15 koloniye baktığımda oldu. Bakmaya çalıştım en azından. Ama bu yıl işler biraz karışık neyse. Balları bile almadım katlar duruyor.
2 gün önce açtım.

Bir kovan çok zayıflamış baya zayıflamış. Kışı çıkar mı bakalım.


Diğer iki kovan idare eder inşallah.

Bu kızı bizim tarlaya atmışlar. Allaha havale ettim onları. Yavruydu bayaca büyüdü. Kovanları açmışım bana sataşıyor bende bağırdım. Bir tavuk tüyü aldı ağzına.  Aklınca oyun yapıyor. Herkes haklı o da haklı bir ben haksızım.


Balları aldım. Bu vakitten sonra süzemem. Petekleri dondurucam.


Arılara süzme bal koydum geçen yıldan.

Polen çekmecelerine gazete koydum.

Bir tanesinde aşağıdan küçük bir delik açılmış baya bir polen birikmiş.

Güvelerde birikmiş. Tam ziyanlık. Kınıyorum kendimi.

Bu yıl ayçiçeğimiz vardı. Güzel çiçek açtı.

İyide tozlaştı.

Ama daha tane tutar tutmaz serçeler çok ciddi zarar vermeye başladılar.


Kuru sıkı tabanca temin ettik.

Bol mermi aldık.
Ama serçeler bana mısın demiyor. Burnunun dibinde patlatıyoruz umurunda değil. Başımızın üstünden uçuyorlar. Cd astık olmadı. Rafya gerdik bilmem ne yaptık olmadı. Tarım il müdürlüğüne gittim. Bildiğimiz  bilinen bir yöntem yok. Zaman ayarlı patlayan bir şey varmış ama oda serçelere etkili değil dediler. Zaten tabancadan tırsmayan adam neden korkacak?

Herkes nasibini yer buna inanıyorum. Serçelerde tarlanın yarısından fazlasını yediler. Elinden bir şey gelmiyorsa üzülmenin hiç anlamı yok. Allahın dediği olur.

Biçilen tarlaya koyunlar gelmiş. Yüzden fazlalar sanırım bir koşuyorlar sağdan sola. Gümbür gümbür ses geliyor. Dehşet bir şey!

Sanki cowboy filmlerindeki sığır sürüsü.

Bu yaz bahçedeki kirpimiz 4 yavru yapmış. Yavrular anneleriyle akşam oldu mu bahçeyi turlamaya çıkıyordu. Bir yavruyu yakaladım. Gözleri bozulmasın diye flaşsız çekince ancak bu kadar olmuş cep telefonuyla. Patilerinin güzelliğine bak. Nasılda yummuş gözlerini. Portakal kadar ama dikenler afet. Bluzun kollarını kıvırdım da anca öyle aldım elime!

Nasıldı o hikaye. Kış çetin geçiyordur. Kirpiler soğuktan ölmeye başlar. Derler ki birbirimizin ısısından faydalanalım. Akşam olunca yan yana yatalım. Bu sefer de dikenleri birbirine batar ortalık kan revan. Gel zaman git zaman birbirleri ısıtacak kadar yakın ama dikenleri batmayacak kadar uzak durmayı başarırlar.
Biz neden yakın durmayı başaramıyoruz acaba? Evet dikenlerimiz var ama  birbirimizden öğreneceğimiz paylaşacağımız o kadar çok şey var ki!

Ben bunun en kötü örneğiyim. Aylardır tek kelime yazmadım. Kimseyle irtibatım yok. Bu kapris kime bende bilmiyorum. Oysa bir şeyler paylaşılabilir. Olmadı hayat paylaşılabilir.

Çok uykum geldi. Paylaşıma uyku molası verelim. İyi geceler.

11 yorum:

yusuf şimşak dedi ki...

SLM...

Demet Hanım.

Seni arılarından ve blogtan uzak tutacak kadar ne sorunların var bilmiyorum ama en yakın zamanda üstesinden gelirsin inşallah.

Sanal alemde eksikliğin aranıyor.Yazının arasında kendini de özetlemişsin aslında.

Tekrar aramıza bekliyoruz.

SLM ve Muhabbetle...

d.m.t dedi ki...

Amin! derim hayır duanıza. Ne diyim.

Aslında sorunlar her zaman var. Ancak kimi zaman onları tolere edecek gücümüz oluyor kimi zaman olmuyor. Asıl sorun bu olsa gerek.

Eksikliğim aranıyor mu? Allah iyiliğinizi versin. Şuralarda bir çiçekçi böcekçi demet vardı bu aralar gördünüz mü kendisini? :)

Sağolun güldürdünüz beni. Selamlar.

Adsız dedi ki...

merhaba,
nerden bileceksiniz ki,ta rize'de de bir kardeşiniz olduğunu ve uzaktan da olsa verdiğiniz bilgilerden sizden haberdar olduğunu;
ve size uzakta size hayır duada bulunduğunu;
bilseniz bu kadar ara vermzdiniz;
hayırda kalın.

d.m.t dedi ki...

Allah razı olsun. Edirne'den selamlar.

Mehmet nevşehir dedi ki...

Size bir Edirne turu lazım.

d.m.t dedi ki...

Edirneliye Edirne turu! Olur neden olmasın:)

Şaka bir yana.Şimdi şehir dışındayız ama yıllarca Selimiye camisine yakın oturduk. Yine bile beni iki sokak öteye bıraksalar evi bulamam. Ev okul okul ev! Başka güzergah bilmedim.Şimdide işlerimi hallediyor evime geri dönüyorum.

Düşünüyorum da görmediğim çok yerler var aslında. Zaman ayırmak lazım hayata. Tur fena fikir değil:)

Adsız dedi ki...

Merhaba Demet Hn,

Uzunca bir aradan sonra olsa da tekrar yazabilmiş olmanıza sevindim. Yazılarınızı ilgi ve merakla takip ediyorum. Takip ettiğim belli başlı bloglar var. Sizin ki de bunlardan biri. Takip ettiğim bloglar sadece arıcılıkla ilgili değil. Örneğin zevkle takip ettiğim bloglardan biri de bisikletiyle dünya turuna çıkan Gürkan Genç. Aslında merak ettiğim şey yeni bir lokasyona veya yeni bir noktaya ulaşılıp ulaşılamadığı değil. O iki nokta arasında yaşanan şeyler. Yaşananlara verilen tepkiler, alınan kararlar vs. Zaten bir seyyah için amaç yeni bir lokasyona ulaşmaktan çok yolda olmaktır.

Belirli bir bloğu uzunca bir süre takip ettikten sonra artık o blog hayatınızda bir yer işgal ediyor. Böyle olunca güncellenme süresi kendi rutininin dışına çıkmış bir blog sizi endişeye sevk ediyor. Eminim bu konuda benim gibi düşünen, hisseden ve bir bloğa gönülden bağlanan çokları vardır. Aslında bağlandığımız şey sadece bir blog değil, onun ardındaki yaşam ve bize hissettirdikleri. Yazarın monitörünün ardından bir blog okuruna aksettirdiklerinin bir özetini yapmak istedim :)

Konumuz arıcılığa dönecek olursak ben hala işin teorik tarafıyla uğraşıyorum. Blogların yanı sıra bir de Prof.Taner Öztürk'ün Tarım Türk'teki programlarını izledim. Sonra bir de kitap almak istedim. Araştırdım iki kitap arasında kaldım. Ben de ucuz olanında karar kıldım :) Franz Lampeitl'in Arıcılık kitabı. Aslında bu kitapta karar kılmamın bir nedeni de önsözünde yazan şu satırlar oldu: "Çocukluğundan bu yana bal arılarıyla büyümüş olan arıcılık ustası Franz Lampeitl, çalışmaları esnasında başından geçen yüzlerce küçük olaydan edindiği tecrübelerini kitabına aktarmış." İşte bu satırlar beni tavladı. Ben daha bir roman havasında küçük küçük hikayeler, anektotlar beklerken çok teknik bir kitapla karşılaştım. Örneğin sadece arının bacakları için; polen tarağı, polen itici, fırçalar, topuk parçası, sepetcik, diken, temizlik oluğu, temizlik bacağı, toplama bacağı ... :) Tabii sıkıldım. Bloglar böyle mi!? Ama bitireceğim bu kitabı. Sadece bu sıralar biraz yoğunum :)Arıcılık konusundaki planım bahara kolonilerle başlamak şeklinde.

Tekrar size dönecek olursak geçen yazınızda bahsettiğiniz baykuşları merak ettim. Birinin baca deliğinden düştükten sonraki şaşkın ve mazlum bakışları unutulacak gibi değil. Kardeşlerinden biri çatıdan düşüp ölmüştü sanırım. Bu düşe kalka büyüyebildi mi bari.

...

Tarlayı suların basmasından sonraki bu ikinci felaket sanırım; serçelerin ayçiçeklerine dadanması. Serçelerin bu kadar büyük bir zarar vermeleri ve buna bir çözüm bulunamayışı çok şaşırtıcı. Sizin bölgenizde uzun zamanlardır çokça ayçiçek ekimi yapılıyor. Acaba diğer üreticiler de aynı pozisyonda mı? Ve buna bir çözüm bulamamışlar mı? Eğer öyleyse yurt dışında bu işler nasıl yapılıyor, bir araştırmak lazım. Eminim ki eksilerini artılarını araştırarak girdiniz bu işe. Bu tarz bir şeyi öngöremediniz mi yoksa riskleri mi göze alarak yapıyor insanlar bu işi?

...

Ne derece doğru bilmem ama arılarınızın durumunu ve yazılarınıza verdiğiniz uzunca arayı serçelerin emeklerinizi talan etmesine bağladım. İçinizdeki canlı sevgisi ya da canlıya duyduğunuz saygı bazen çok şaşırtıyor beni. Arılarınıza zarar veren eşek arılarına kıyamamanız, bir yılana, bir solucana veya bir böceğe duyduğunuz şevkat... çoklarımızı irite edici, sanki her an zarar verebilecekmiş gibi duran canlılar. Ama serçeler, onlardan beklenir miydi böyle bir zarar. Galiba hiçbir şey göründüğü gibi değil.

Özgür Esen

Adsız dedi ki...

(4096 karakter sınırı varmış maalesef), (devamı aşağıda)

Kimimiz için daha üzücü, daha yorucu, daha bunaltan kimimiz için de daha mutlu, daha güzel günlerin ardından bu sosyal platformda buluştuk. Birbirimize bir selam verdik. Uzunca bir süre haber alamadıklarımızdan bir haber aldık, daha da mutlu olduk.

Aslında şu an bir roman kahramanına yazıyormuşum gibi hissediyorum. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sı en beğenerek, merakla okuduğum romandır. Raskolnikov'un bir sonraki adımı ne olacak diye geceyi gündüze katıp okumuştum. Bazı bloglar da bana aynı tadı veriyor. Bir sonraki sahneyi merak ederek, heyecanla.. Klasik romanlarda kahramanınızla ne kadar konuşursanız konuşun o sizi duymaz!

Genellikle okuyordum ama yazmıyordum. Bugün kırayım zincirlerimi ben de yazayım istedim. Uzun bir yorum yazısı oldu. İçimde yazmaya karşı bir açlık varmış demek ki :)

Özgür Esen

d.m.t dedi ki...

Selamlar Özgür.
İyi olmuş yazdığınız. Yazmamanız kabahat.

Yazınızdan anlaşılıyor ki sizde benim gibi çok şeyler söylemek istiyorsunuz. Bir kere konuşmaya başladım mı saatlerce beni kimse susturamaz:) Yoook! Dinlemeyene konuşmam, canı sıkılana konuşmam sadece beni dinleyene konuşurum. Konuşabilirim.

Baykuşlar iyi. İki yavruda koca adam oldu. Annem evimde baykuş yuvası istemiyorum. "Kapat o deliği girmesinler" diyor. Bende duymazdan geliyorum:)

Ayçiçek zararının risklerini biliyoruz. Tarlamızda ağaçlar olduğu için buraya tüneyip zararı da bize yapıyorlar. 5-6 yıldır ekmiyorduk ayçiçek! Sırf bu yüzden. İnsanoğlu unutkan. Bizde unutmuşuz bir şansımızı deneyelim dedik. Yine öğrendik buraya ayçiçek ekilmez:)

Serçelere kızıyorum ama hayvan ne diyebilirim? Öldürmeyi düşünmedik düşünmüyoruz. Bir lokma ekmeğin derdine düşülürse kuş mu sen mi?Kendini seçersin. Allah bizi o durumlara düşürmesin.

Bloglarda merak ettiğim bir yere ulaşılıp ulaşılmadığı değil.O yolda neler yapıldığı demişsiniz ya! İnsan oğlu nereye varacak ki zaten? Ben şöyle diyorum:

"Biz ölmek için yaşıyoruz. Varacağımız yerde ancak bir avuç "kara toprak""

Suç ve cezada beni en çok etkileyen satır hangisi biliyor musun? Hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle demiş yada düşünmüş:

"yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam,

ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmam da gerekse , o şekilde yaşamak şu an da, bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir"

Yeter ki yaşasın, sırf yaşasın!
Nasıl olursa olsun ama yaşasın!

Ölünceye kadar yaşamak güzel,insanlığına yakışır şekilde yaşamak güzel. Yazıyorum çünkü değer yargılarımı paylaşmak istiyorum. Sırf bir kişi benim vesilemle bir böceği bir karıncayı ezmekten vazgeçerse....

Ben de bundan nasibimi alırım inşallah.

Okumaya devam edin. Ben emanet kitap almıştım bir abimiz den arıcılıkla ilgili.Elimde çok tutmak istemedim. Emanet sonuçta Fotoğrafını çektim sayfaların arada açıp fotoğraftan okuyorum:)

Selamlar. Sağolasınız.

MURAT AKIN - ARICI dedi ki...

Demet hanım:

Yeni gelene hoş geldiniz denir....

Sizi tanımıyorduk veya unutmuştuk desek olmaz mı?

H o ş g e l d i n i z .

Arıcılara küsmüşsünüz.
*****************************

Yerleşim alanlarına yakın ayçiçeğinin kaçınılmaz sonucu...
Bu yıl benim de başımda böyle sıkıntı vardı.

Arılarınıza bakmıyorsunuz . Edirnede bakacak kimse yokmu?
"arılara itinayla bakılır"

Sizi tabancayla göreceğimi düşünmemiştim, sanki birilerine gözdağı veriyormuşsunuz gibi geldi.


d.m.t dedi ki...

Murat hocam! Unutulanlar unutanları asla unutmaz! Ben sizleri unutmam biliyorsunuz.

Arada kendimi unutuyorum o ayrı! Arılarda kaynayıp gidiyor.

Silahı tasvip etmiyorum. Ama yinede kullanmayı bilmek isterim. Burada halka açık poligon yok değil mi?